EYLEM OLARAK MI, YOKSA SÖYLEM OLARAK MI İSLÂM?

Geçenlerde Dünya Müslümanları olarak miraç kandilini yazdık, kutladık, birbirimizi tebrik ettik. Fakat İsrâ ve Mi‘rac’ın tahakkuk ettiği Kudüs’e dokunamadık, Gazze’yi kurtaramadık.

Yayınlama: 18.02.2024
A+
A-

İçerisinde bulunduğumuz hafta, daha ziyade Gazzeli kardeşlerimizin açlıktan öldüklerine dair haberler duymaktayız. Dünden kalan yemek artıklarını tavuklara verirken şöyle bir baktım. Genelde bu tür yiyecekler, insanın midesini bulandıracak tarzda olur, bakanın midesi bulanır. O an aklıma Gazze’deki kardeşlerimiz geldi. Onlar, tavuklar için hazırladığım bu yemek artıklarını dahi bulamayacak kadar açlık ve sefalet içerisindeler, bizler de elimizdeki nimetlerin nankörleri.

İsrailoğullarının ne kadar azgın bir millet olduğunu, peygamberlerinin bile neredeyse kendileri ile baş edemediğini ve kendi peygamberlerini dahi hunharca öldürdüklerini ayet ve hadislerden okur, “Nasıl bir topluluk bu böyle, bugün böyle bir topluluk var mı acaba?” diye sorardım kendime. Evet, bugün şahit olduk, aynı soy(suzluk), aynı kendini beğenmişlik, aynı kibir, aynı şımarıklık, aynı zulüm, aynı barbarlık, aynı lanetli kavim. Ama maalesef bugün onları dize getirecek bir peygamber yok.

Kur’ân-ı Kerîm’de pek çok ayet israiloğullarının zulmünden bahsetmektedir. Burada söz konusu ayetlerden sadece birkaçını vererek sözümüzü bu ayetler üzerinden inşa etmeyi uygun görüyoruz.

  • “(Hatırlayın!) Hani biz israiloğullarından: “Yalnızca Allah’a ibadet edin, anne babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve miskinlere/ihtiyaç sahibi yoksullara iyilik yapın. İnsanlara güzel söz söyleyin. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.” diye söz almıştık. Sonra pek azınız hariç (büyük çoğunluğunuz) sözünüzden döndünüz ve hâlâ yüz çevirmeye devam etmektesiniz.” (Bakara, 2/83)
  • “Sonra sizler (söz vermenize rağmen) birbirinizi öldürüyor, bir bölümünüzü yurtlarınızdan çıkarıyor, günah ve haddi aşmada onların aleyhine yardımlaşıyorsunuz. (Dindaşlarınız) size esir olarak geldiğinde, onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmasına rağmen (serbest bırakma karşılığında) fidye alıyorsunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil rüsva olmaktan başka bir şey değildir. Ahiret Günü’nde de azabın en çetinine uğrayacaklardır …” (Bakara, 2/85)
  • “Bunlar öyle kimselerdir ki ahiretlerini dünya hayatı karşılığında satmışlardır. Onlardan azap hafifletilmeyecek, onlara yardım da edilmeyecektir.” (Bakara, 2/86)
  • “… Rasûl, hevanıza uygun olmayan bir şey getirdiğinde, her seferinde büyüklenecek (o rasûllerin) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını öldürecek misiniz?” (Bakara, 2/87)
  • “Kalplerimiz, (senin anlattıklarına karşı) kılıflıdır/kapalıdır.” dediler. (Hayır) Bilakis, Allah küfürleri nedeniyle onlara lanet etmiştir. (Bu nedenle) pek az iman ederler.” (Bakara, 2/88)
  • “Allah’ın dilediği kuluna (lütuf olarak) fazlından indirdiği Kitab’ı kıskançlık/azgınlık yaparak inkâr etmeleri, kendileri için satın aldıkları ne kötü bir şeydir! (Böyle yapmakla) gazap üstüne gazaba uğradılar. (Ahirette de) kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.” (Bakara, 2/90)
  • “Onlara: “Allah’ın indirdiğine iman edin.” denildiği zaman derler ki: “Biz, bize indirilene iman ederiz.” Yanlarında olanı doğrulayıp hak olmasına rağmen, onun arkasından geleni (Kur’ân’ı) inkâr ederler. De ki: “Mademki inanıyordunuz, öyleyse bundan önce ne diye Allah’ın nebilerini öldürdünüz?” (Bakara, 2/91)
  • “Andolsun ki Musa size apaçık delillerle geldi. Sonra sizler onun ardından buzağıyı (ilah) edindiniz. İşte sizler böyle zalimlersiniz.” (Bakara, 2/92)
  • “(Hatırlayın!) Hani sizden söz almış ve Tur Dağı’nı tepenizde yükseltmiştik. “Size verdiğimiz (Kitab’a) kuvvetle yapışın ve söz dinleyin.” demiştik. Demişlerdi ki: “İşittik ve isyan ettik.” Küfürleri sebebiyle buzağı sevgisi onların kalplerine içirilmişti/kalpleri buzağı sevgisiyle dolup taşmıştı. De ki: “Şayet müminlerseniz, imanınız size ne kötü bir şey emrediyor!” (Bakara, 2/93)
  • De ki: “Şayet Allah indinde ahiret hayatı insanlara değil yalnızca size aitse ve bu iddianızda doğru iseniz ölümü temenni edin (bakalım). Elleriyle (yapıp) takdim ettiklerinden dolayı ölümü hiçbir zaman temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri bilmektedir.” (Bakara, 2/94-95)
  • “Andolsun ki onları dünya hayatına karşı en istekli/hırslı olanlar olarak bulacaksın. (Öyle ki) müşriklerden bile daha düşkündürler dünyaya. Onlardan her biri bin sene yaşamak ister. Ona bu kadar ömür verilmesi onu azaptan kurtaracak değildir …” (Bakara, 2/96)
  • “Musa’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Hani onlar nebilerine demişlerdi ki: “Bize bir komutan tayin et, (onun komutanlığında) Allah yolunda savaşalım.” O da demişti ki: “Ya savaş size farz kılındıktan sonra savaşmazsanız?” Demişlerdi ki: “Biz yurtlarımızdan sürülmüş ve evlatlarımızdan menedilmişken nasıl olur da Allah yolunda savaşmayız?” Savaş onlara farz kılınınca azı hariç (savaşmaktan imtina ederek Allah’ın emrinden) yüz çevirdiler. Allah, zalimleri bilendir.” (Bakara, 2/246)
  • “Andolsun ki israiloğullarından söz aldık ve onlara rasûller yolladık. Bir rasûl hevalarına/arzularına uymayan bir şey ile onlara geldiğinde bir grubu yalanladılar, bir grubu da öldürdüler.” (Mâide, 5/70)
  • “Kitap’ta İsrailoğullarına şu hükmü de verdik: Hiç şüphesiz, yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacak ve büyük bir kibirle azgınlaşacaksınız.” (İsrâ, 17/4)

İsrailoğullarının zulümlerine dair daha pek çok ayet var. Fakat dikkatli bakıldığında bu ayetlerin bize bazı mesajlar verdiği görülecektir: Öncelikle israiloğulları öyle azgın bir millettir ki peygamberleri dahi onlarla pek çok problem yaşamış ve dahi bazıları öldürülmüşlerdir. Bu da demektir ki günümüz ve sonrasında onlarla mücadele büyük bir sabır (devamlılık) ve metanet gerektirecek ve pek çetin olacaktır. Allah ve Rasûlü bu tür zalimlerle mücadeleyi ve adaleti tesis etmeyi şu şekilde Müslümanlara bir görev olarak tevdi etmiştir: “İçinizden biri bir kötülük görürse onu eliyle, buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle (ona karşı kin ve nefret beslesin). Bu ise imanın asgarî gereğidir.” (Müslim, “Îmân”, 78) hadisi bunu göstermektedir. Buna rağmen fiili dualarımızı (mücadeleyi) bırakıp sadece sözlü duada bulunmakla yetinirsek bu görevi tekrar Allah’a irca etmiş oluruz. Tabiri caizse Cenâb-ı Hak: “Hadi kullarım bu zulmü bertaraf edin, kardeşlerinizi kurtarın.” buyururken biz hiçbir gayret göstermeyip “Rabbim (sen) kardeşlerimizi kurtar.” demiş olmaz mıyız? Elbette dualarımızı eksik etmeyeceğiz. Fakat salt kavli bir dua ile yetinmenin Müslümanlara bela getirmesinden duyduğum endişeyi dile getirmek isterim. Şu ayet ve hadisi bu açıdan dikkatlerinize sunuyorum: “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Enfâl, 8/25)  “Şayet insanlar zalimi görüp de onun zulmüne engel olmazlarsa Allah çok geçmeden onların hepsini kapsayacak bir azap gönderir.” (Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 17)

Demek ki Cenâb-ı Hak, israille mücadele ve neticesinde Gazze’yi kurtarma görevini Müslümanlara vermiştir. Dolayısıyla Müslümanlar Allah’ın Gazze’yi kurtarmasını beklemekten ziyade başlarına gelecek musibetlerden korkmaları gerekmektedir. Peki ya süreç nasıl işlemeli? İsraille her açıdan ve topyekün bir mücadele olmalı. Böyle bir ruh şaha kalktığında Cenâb-ı Hakkın nusretinin de Müslümanlarla birlikte olduğu görülecek; dağlar, taşlar dile gelecek ve israil inşallah tarumar olacaktır. Bunun basit bir problem olmadığını sakın unutmayalım. Bu öyle büyük bir sıkıntıdır ki çözüldüğünde dünya hayatı son bulup ahiret hayatı başlayacaktır. Şu hadis bunu anımsatmaktadır: “Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah’ın kulu, şu arkamdaki Yahudi’dir, gel de onu öldür!’ diye haber verecektir. Sadece garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.” (Müslim, “Fiten”, 82)

Anlaşılan o ki bugün hangi Müslüman kardeşimiz bu azgın güruhu dizginlerse o şanlı peygamberlerin varisleri olacaklardır inşallah. Yok mu peygamberler varisi olmak isteyen, yok mu dünya Müslümanlarına adil bir lider, yok mu cenneti dünyada iken kazanmak isteyen… yok mu?

Vahşi, barbar ve azgın israil’in bunca zulmüne rağmen pek az kahraman hariç dünya Müslümanları bu zulme seyirci kalıp bu zulmü kınamaktan başka bir şey yapmamaktadırlar. Fakat şu bir gerçek ki bu zulmü şiddetle kınama hususunda Müslümanların üstüne yok. Anladık ki Müslümanlar eylem olarak değil, sanki söylem olarak İslâm’ı sevmekteler.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.