YENİ BİR MEZHEP Mİ TÜRÜYOR?

Yayınlama: 28.01.2024
A+
A-

İmam Hatip Lisesinde okurken Fıkıh dersinde sınav olmuştuk. Bazı arkadaşlarımız soruların bir kısmını Şâfiî mezhebine göre, diğer kısmını da Hanefî mezhebine göre yanıtlamışlardı. Hocamız sınav sonrasındaki dersimizde sınav kâğıtlarının kritiğini yaparken söz konusu arkadaşlarımızın kâğıtlarına “Şanefi” diye ironik bir not düşmüş ve neden böyle yazdığını izah etmişti. O zaman gülüp geçmiştik, fakat vaka trajikomikti. Şâfiî mezhebinin yoğun olduğu bölgelerde bu tür durumlarla çokça karşılaşılır. Bunun sebebi çocukların evlerinde Şâfiî, okulda ve bazen de camilerde Hanefî olmalarıdır. Bunu biraz daha açalım. Eskiden genelde doğu ve güneydoğuda gözlenen bir problem iken Şâfiî mezhebine mensup kardeşlerimizin göçlerden dolayı ülkemizin muhtelif yerlerine yerleşmeleri neticesinde şu sıralar genel bir sorun ortaya çıkmıştır ki o da şudur: “Kendi mezhebini iyi öğrenememe ve uygulayamama”. Evlerinde Şâfiî mezhebine mensup olan anne-babalarından öğrendikleri veya tam olarak öğrenemedikleri mezheplerini bilgi ve pratik açısından tam özümseyemeden okullarda dini derslerde Hanefî mezhebine ait fıkhi bilgileri öğrenen çocuklar bir ikilem içerisine düşmektedirler. Ders kitapları Hanefî mezhebine göre tanzim/dizayn edildiği için öğretmenler bu kitapları esas alarak derslerini işlemektedirler. Fakat öğretmenlerin dikkatlerinden kaçan husus, öğrencilerin evlerinde ve sosyal yaşantılarında Şâfiî mezhebine muhatap olmalarıdır. Dolayısıyla genel olarak bu derslerde anlatılanların, Hanefî mezhebine ait bilgiler olduğunu söyleme gereği duyulmadığından, Şâfiî öğrencilerin işi biraz daha zorlaşmaktadır. Henüz mezheplerin ne olduğunu bilemeyen öğrenciler evde, okulda ve bazen camilerde farklı uygulamalar gördüklerinde afallamakta ve bunları zihinlerinde sağlam bir zemine oturtamamaktadırlar.

İlahiyat Fakültelerindeki öğrencilerimizde dahi bu problemi gözlemek mümkündür. Şöyle ki basit bir örnek verecek olursak bazı öğrencilerimiz Şâfiî mezhebine mensup olduğu halde Fatiha Suresinden önce “Subhaneke” duasını okumakta, Tahiyyat duasını ise kendi mezhebine göre okumakta ve dört rekatlı sünnet namazları tek selamla kılabilmektedirler. Detaylarına girmeden ifade etmek gerekirse bu öğrenciler namazlarını kısmen Şâfiî, kısmen de Hanefî mezhebine göre eda etmektedirler.

Bu problemi yıllar önce hissedip dile getirmeyi istedim ve nihayetinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde düzenlenen “Van’ın Geleceği” adlı güzel bir sempozyumda bunu akademik olarak sunma imkânı buldum ve sunduğum bildiri hamdolsun yayınlandı. Fakat takdir edersiniz ki akademik çalışmaların okuru pek fazla olmaz. Bu yüzden istediğim geri dönüşü alamadım. Van İl Milli Eğitim Müdürlüğü de ‘Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün planladığı “Türkiye Yüzyılı Din Öğretimi Çalıştayı” gereği tüm illerde olduğu gibi ilimizde de çok güzel bir çalıştaya ev sahipliği yaptı. Takriben bir ay önce yapılan bu çalıştay, Van İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ev sahipliğinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Van İl Müftülüğü paydaşlığında koordineli olarak icra edildi. Bu çalıştayda kıymetli katılımcılar, din öğretiminde gözlemledikleri problemleri ve çözüm önerilerini sunma imkânı buldular. Çok ciddi olarak gün boyu devam eden bu çalıştayın, gün sonu sunulan raporlarının ileride önemli oranda hayata geçirilmesi ile daha kıymetli olacağı kanaatindeyim. Ben de âcizane din öğretiminde karşılaşılan problemleri gündeme getirme fırsatı buldum ve önemli birkaç problemi hazirunun dikkatlerine sundum. Fakat benim asıl vurgum, çalıştayın konusu gereği, Milli Eğitim Bakanlığının ders kitaplarında fıkhi mezheplerdeki farlılıkların din öğretiminde dikkatlerden kaçması üzerine oldu. Bu çalıştayda yazılı kağıtlarına “Şanefi” diye not düşen hocama da rastlamam beni daha da mutlu etmişti. Hocamla bu hatırayı yâd etme imkânım oldu. Hocam espirili tavrını kaybetmemişti. Bana şöyle dedi: “O zaman sadece Şanefi vardı. Şimdi ‘Şanbeli’ ve ‘Şahanbeli’ mezhepleri de türedi.”

Kısaca şunu ifade edeyim ki Milli Eğitime bağlı okullarda din derslerine ait kitaplarda en azından abdest ve namaz hususunda Hanefî ve Şâfiî mezhebine ait bilgilerin bulunması ve dolayısıyla bu dersleri verecek öğretmenlerin İlahiyat vb. fakültelerden yine en azından abdest ve namaz hususunda yeteri kadar malumat alarak mezun olması büyük oranda problemleri çözmüş olacaktır.

Yukarıda da ifade edildiği üzere mensup olunan mezhep daha tam öğrenilmeden diğer bir mezhebe ait malumatlar edinildiğinde ortaya karışık bir ameli tutum çıkmaktadır. Akademik çalışmamda bunların Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakültelerine bakan yönlerinin olduğunu zikredip mezkûr problemlerin çözümüne dair bazı öneriler sunmuştum. Burada uzun uzadıya vermek yerine çalışmamım linkini paylaşıp siz kıymetli okuyucuların dikkatlerine sunmayı uygun görüyorum:

https://isamveri.org/pdfdrg/G01516/2023/2023_KIYLIKMH1.pdf

27.01.2024

Doç. Dr. Mustafa Harun KIYLIK

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.